Duygu Düşünce Deneyim
Duygu Düşünce Deneyim.... Aklın kalbe olan üstünlüğünün cehennemindeyiz hep birlikte. Zihinlerin karanlığını sadece kalplerin ışığı aydınlatabilir.

Duygu Düşünce Deneyim…

Duygular ruhun dilidir. Bir şeylerin yolunda gidip gitmediğine emin olmak istiyorsanız hislerinize dikkat edin. Bazen hislerinizin farkında olmak zor olabilir ama asıl zor olanı farkına vardığınız duyguları kabullenmektir. Ama gerçek hislerinizin derinliklerinde saklıdır, her zaman…

Gerçek iletişim düşünceler ve duygular ile kurulur. Düşünceler ve duygular aynı şeyler değildir ama aynı anda aynı odağa yoğunlaşabilirler. Düşünce zihinlerimizde imajinasyon ve resimlemeler oluşturur. Bu sebeple kalıcı iletişim için sözcüklerden çok daha güçlüdürler.

Ve bu ikisinden çok daha etkili olan iletişim deneyim sayesinde gerçekleşir. Deneyim, duygu ve düşünceyi içinde barındıran gerçekliktir ve asla unutulmayan iletişim biçimidir.

Sözcükler

Tüm bunlara nazaran sözcükler en zayıf iletişim yöntemidir. Yorumlanmaya ve yanlış anlaşılmaya en açık olan sesler topluluğudur sadece. Duygu, düşünce ve deneyimin yerini alan gürültülerdir. Sadece birer sembol ve işarettirler, gerçek değil…

Sözcükler bir şeyleri anlamamıza yardımcı olurlar. Deneyim ise bilmemizi sağlar. Henüz deneyimleyemediğimiz şeyler için ise duygularımız ve düşüncelerimiz vardır.

Deneyime bu kadar az önem ve değer verirken işittiklerimize yani sözcüklere ehemmiyet vermemiz ne kadar garip. Deneyimlemediğimiz bir çok konuda hatta bazen deneyimlemiş olduklarımızda bile başkalarından duyduğumuz sözcüklere inanır hale geldik.

Aslında duygu ve düşüncelerimiz, sezgilerimiz ile bize gerçeği verirken, biz bilmediklerimizi yanlış bildiklerimizi karmaşık hale getiren sözcüklerin peşinden gidiyoruz.

Aklın kalbe olan üstünlüğünün cehennemindeyiz hep birlikte.

Düşünce Duygu Deneyim

Hissettiklerimize inanmayı bıraktık. İnanç dediğimiz hemen her şey başkalarının sözlerinden gelmeye başladı. İnandığımız ya da hissettiğimiz kaynağa odaklanmıyoruz artık. Şu insan kötü deniyorsa ve bunu belli bir çoğunluktan ya da belli bir miktar tekrar ile duyuyorsak inanıyoruz. Artık o insan bizim için kötü oluyor. Onunla tanışmıyor ve onu dinlemiyoruz. Deneyimlemek yerine sözcüklere inanıyoruz.

Toplum kuralları var, biz uymak zorundayız ama başkaları belirliyor ve kabul ediyoruz. Ahlak kuralları var, biz uymak zorundayız ama başkaları belirliyor ve kabul ediyoruz. Vatandaşlık, din, okul, devlet, gelenek, görenek… Bir sürü kural var, biz uymak zorundayız ama başkaları belirliyor.

Peki şunu düşünüyor musunuz hiç?: Hani, o kötü olduğu söylenen insanın kötü oluşuna inanışımız gibi, acaba, iyi olduğu söylendiği için iyi oluşuna inandıklarımız var mıdır? Hem de her yerde, hem de her şeyde… Tüm sistem, tüm adaletsizlik düzeni bunun üzerine kurulu, söyleneni kabullenmek ve söylentilere inanmak. Artık sözcüklere değil hislerimize güvenmenin zaman geldi de geçiyor.

Zihinlerin karanlığını sadece kalplerin ışığı aydınlatabilir.