Sercan Çetin

Her Gün Bir Adım, Hiç Durmadan, Hep İleri…

Çekim Yasası Nasıl Çalışır?

Çekim Yasası Nasıl Çalışır?

İnsan olarak bu gezegende yarattığımız her şey,
ilk olarak zihinlerimizde oluştu.
bu gezegende gördüğünüz insan eliyle olan herşey
ilk önce
zihinlerimizdeydi ve
sonra fiziksel dünya da belirmeye başladı.
anlamamız gereken şey,
bu gezegen üzerinde yaptığımız iyi şeyler de, kötü olanlar da,
önce insan zihninde belirmekte…


Bu dünyada yaptıklarımızı önemsiyor isek,
yani iyi şeylere neden olup olmama konusunda endişelerimiz var ise,
zihinlerimize bakışımız ve orada iyi düşünceler oluşturmamız çok önemli.
Eğer zihinlerimize istediğimiz şekilde bakamıyor isek
dünya da sebep olduklarımız da rastgele oluşacaktır.
Yani zihinlerimizi istediğimiz yönde var etmeyi öğrenmek,
dünyayı da istediğimiz yönde oluşturmamızın en temel şartıdır.
Yogi lore’de güzel bir öykü vardır :
Günlerden bir gün
bir adam uzun bir yolculuğa çıkmış ve
tesadüfen cenneti bulmuş,
yürüyüşe çıkıp kendini cennette buluyor.
Bu uzun yolculuktan sonra kendini biraz
yorgun hissetmiş
ve “çok yoruldum, dinlenebileceğim bir yer olsa keşke” diye geçirmiş içinden.
Etrafına bakmış ve güzel bir ağaç görmüş,
altında yatak gibi otlar olan bir ağaç,
gitmiş ve yatıp, uyumuş…
bir süre sonra uyanmış


“iyi dinlendim” diye düşünmüş
ama karnım acıktı,
keşke yiyecek birşeyler olsa
diye istediği yemekleri düşünmeye başlamış.
birden bu yemekler karşısında belirmiş
orada servis sanıırm bu şekilde oluyor…
Karnı aç insanlar pek soru sormaz.
yemek gelmiş… ve yemiş…
Karnı doymuş.
Ardından
karnım doydu keşke içecek bir şeyler
olsa diye geçirmiş aklından,
içmek istediklerini
düşünmüş…
ve hepsi karşısında belirivermiş
Susayan insanlar da soru sormazlar,
ve hepsinden içmiş,
biraz alkolün de tesiri ile…
Charles Darwin´i biliyorsunuzdur…
“hepimiz birer maymunduk ve kuyruklarımız köreldi” derdi. Ben değil,
Charles Darwin derdi.
hepinizin birer maymun olduğunu ve kuyruklarınızın köreldiğini
ve ondan sonra da insan olduğunuzu söyledi.


Belki de kuyruklar köreldi ama ya maymun?
Yogada biz oolgunlaşmamış
zihne işaret ederek
“Markata” deriz,
Maymun anlamına gelir.
Maymun olarak tanımlamamızın nedeni şudur:
Maymunun özellikleri nelerdir?
İlk olarak, gereksiz hareketleri.
ve bir diğeri
eğer “maymunluk yapıyorsun” desem birine, ne demek isterim?
Taklit edişini…
Maymun ve taklit etmek eş anlamlıdır.
Maymunun bu iki özelliği,
olgunlaşmamış zihnin özelliklerine çok benzer.
gereksiz davranışlar…
Maymundan bir şey öğrenmemize gerek yok.
Ve taklit etmek, zihinlerimizin bütün gün yaptığı iş bu.
Bu iki özelliğinden dolayı,
zihin maymun olarak betimlenir.


İşte tam da bu maymun adamın içinde uyanmış ve
etrafına bakınarak,
“Burada neler oluyor?”
“yemek istedim yemek geldi”
“içmek istedim içecek geldi”
“buralarda kesinlikle hayaletler olmalı” diye düşünmüş.
Ve, tabii kihayaletler gelmiş.
“Eyvah hayaletler geldi, şimdi bunlar bana
işkence ederler” diye düşünmüş.
Ve, hayaletler adama işkence yapmaya başlamışlar.
Acılar içerisinde‚ “bunlar şimdi de beni öldürecekler” diye bağırmaya başlamış.
Ve ölmüş…

Çekim Yasası Nasıl Çalışır?


Aslında kutsanmış biriyken,
sorunu “Kalpavhushka” nın (Dilek Ağacı)
altında oturmasıymış.
Yemek istedi ve geldi… içecek istedi,
ve geldi… hayalet istedi ve geldi… işkence istedi,
ve geldi… ölüm istedi, ölüm geldi
Kalpavushka Ağacı aramaya
gitmeyin… Son zamanlarda ormanlarda herhangi bir
ağacı bulmak bile zorken…
İyi olgunlaşmış, yerleşmiş bir zihin,
“Mukti” (Kurtulmuş Kişi) seviyesine gelmiş bir zihin de, Kalpavushka
olarak nitelendirilir.
Eğer zihinlerinizi belli bir seviyede organize ederseniz,
zihniniz de bütün iç sisteminizi
organize eder.
Vücudunuzu, duygularınızı, enerjinizi…
Her şey o yöne organize olur.


Bir defa içinizdeki bu dört boyutu;
fiziksel bedeninizi, zihninizi ve duygularınızı
ve temel hayat enerjinizi
bir yönde organize ettiğinizde, bir defa bu seviyeye geldiğinizde,
istediğiniz her şey ama her şey gerçekleşir.
Küçük parmağınızı bile oynatmadan gerçekleşir.
Tabii eyleme geçmek ve o yönde çalışmak da gerçekleşmesine yardımcı olacaktır.
Ama küçük parmağınızı bile oynatmanıza gerek kalmadan da
istediklerinizin gerçekleşmesini sağlayabilirsiniz.
Eğer bu dört boyutu tek yöne kanalize edebilirseniz…
Ve o yönde belli bir zaman tereddüt etmeden tutabilirseniz.
Şu an zihninizle yaşadığınız
sorununuz;
Her an zihninizin yön değiştiriyor olmasıdır.


Sanki bir yere gitmek istiyorsunuz
ve her iki adımda bir yönünüzü değiştirir gibisiniz.
Böyle olunca -eğer şans eseri oraya varmazsanız-
hedefe ulaşmanız oldukça zor.
Evet, zihinlerimizi kanalize eder,
ve içsel olarak zihnimiz, sistemimizi organize eder ise
ve bu dört temel boyut ki, sizin an itibari ile kim olduğunuzu belirlemekteler,

Çekim Yasası Nasıl Çalışır?


tek yöne kanalize olurlarsa, bunu yapabilirsiniz…
Kendi kendinizin Kalpavhushka´sı (Dilek Ağacı) olursunuz,
istediğiniz her şey gerçekleşir.
Ama şu an hayatlarınıza bakar iseniz,
şu ana kadar arzu ettikleriniz, eğer gerçekleştilerse, işiniz tamam..
Şimdiye kadar arzu ettiğiniz her şey ve her insan
bugün evinizde beliriverse, onlarla yaşayabilir miydiniz?
Evet güç sahibi olmak istiyorsanız, ama bu gücün
ve istediklerinizin ve istemediklerinizin sorumluluklarını taşıyabilmeniz de çok önemli.
Şu an dünyamızın hali, teknolojiyle
çok güçlü bir konuma geldi ve
artık bu gezegeni yok etmek için 6 milyar
insana ihtiyacımız yok. Bir kişinin
yanlış düğmeye dokunması gezegeni imha etmemiz için yeterli.
Böylesine bir güce sahip olunca,
fiziksel, duygusal, zihinsel ve enerji hallerimizin
kontrol içinde olması ve
doğru olana yönelmesi de çok önemli.


Eğer böyle olmazsa tahrip edici olur, kendi kendimizi yok ederiz.
Şu an sıkıntımız, hayatlarımızı kolay ve
güzel yapması gereken, teknolojinin
tüm dertlerin kaynağı durumuna gelmiş olması. Onunla gezegenimiz ve hayatımızın çok temel
şeylerini de tahrip eder olduk.
Lütuf olması gereken şeyi felakete çeviriyoruz.
Son yüz yılda bize inanılmaz seviyede
konfor ve kolaylık sağlayan,
aynı zamanda da hayatlarımıza
tehdit de oluşturur oldu.
Çünkü davranışlarımız bilinçli değil, dürtüsel seviyede.
Temel olarak zihinlerimizi düzenlemenin anlamı,
hal ve hareketlerimizin dürtü seviyesinden,
bilinç seviyesine gelmesidir.
Hiç beklemedikleri ve çabalamadıkları halde istekleri
gerçekleşen insanları duymuşsunuzdur.
Genelde bu inançlı insanlarda olur.
Bir ev inşa etmek istediğinizi düşünelim.
“Bir ev inşa etmek istiyorum,
ama kasamda sadece 50 gümüşüm var. Ev inşa edebilmek için ise 50 altına ihtiyaç var.


imkanı yok, mümkün değil, olmaz” diye düşünmeye başlarsanız,
“mümkün değil” dediğiniz anda “istemiyorum” da demiş olursunuz.
Bir taraftan bir “arzu” meydana getirirken,
diğer taraftan “istemem” diyorsunuz.
Bu çelişkili tutumla, tabii ki gerçekleşmez.
Bir tanrıya, bir dine inancı olan insanlar,
genelde temiz kalpli, saf insanlardır… inancın gücü
işte bu insanlar için çalışır.
Çok fazla düşünen insanlar için, inanç çalışmaz.
Çocuk masumluğunda bir insan,
tanrı inancı olan biri,
mabede gider ve
“Tanrım bana bir ev ver, nasıl yapacağını bilmiyorum ama bana bir ev ver” der.
Bu insanın zihninde olumsuz düşünceler yoktur.
Olacak mı, olmayacak mı, mümkün mü, değil mi…
İnançlı insanda bu sorular yoktur.
Tanrının arzularını gerçekleştireceğine inanırlar ve gerçekleşirler.
Tanrı gelip de senin evini mi inşa edecek ? Hayır.
Şunu anlamanızı istiyorum, Tanrı senin için küçük parmağını bile oynatmayacak..


Tanrı ile yaradılışın kaynağını işaret ediyoruz.
Yaratıcı kuşkusuz mükemmel bir iş yaptı.
Bundan daha iyi bir yaradılış hayal edebiliyor musunuz?
Herhangi birinizin hayalinde bundan daha iyi bir yaradılış olabilir mi?
Evet yaratıcı mükemmel bir iş yaptı
eğer hayatın senin arzuladığın gibi gidiyorsa
çünkü şu an senin iyi olup olmadığının tek püf noktası;
eğer mutsuz isen
bunun tek sebebi
hayatın senin istediğin şekilde olmadığını düşünmenden kaynaklanıyor
evet, hayatın senin olması gerektiğini düşündüğün şekilde değilse, mutsuz oluyorsun,


ve hayatın senin olması gerektiğini düşündüğün şekilde ise, mutlu oluyorsun, bu kadar basit.
Eğer hayat senin düşündüğün şekilde olmalıysa,
ilk önce nasıl düşündüğün, düşüncene
ne kadar odaklandığın, düşüncende
ne kadar istikrar olduğu ve
bu düşünce sürecine ne kadar itina gösterdiğin, düşüncenin
gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini yada
boş bir düşünce olup olmadığını belirleyecek.
olumsuz düşünürsen, isteğin
nasıl gerçekleşsin ?
bir şeyin mümkün olup olmadığını düşünüyor olmak insanlığı harap ediyor…

Çekim Yasası Nasıl Çalışır?


bir şeyin mümkün olup olmadığını düşünmek sizin işiniz değil.
bu kainaatın işi. Sizin işiniz sadece gerçekleşmesini istediğiniz şey için çabalamak.
şimdi burada oturuyorsunuz,
size iki basit soru sorsam,
cevaplarsınız…


oturduğunuz yerden uçarak kalkabilir misiniz? hayır diye cevaplarsınız.
peki oturduğunuz yerden yürüyerek kalkabilir misiniz?
evet diye cevaplarsınız.
bu sorulara bu cevapları vermenizin temelinde ne var? uçmaya hayır, yürümeye
evet diye cevap veriyorsunuz.
çünkü geçmiş hayat tecrübelerinize dayanarak, cevaplıyorsunuz.
defalarca kalkıp yürüdünüz ama
hiçbir zaman uçarak havalanmadınız…
diğer tabirle, geçmişte yaptığınız tecrübelere dayanarak
bir şeyin mümkün olup olmadığına karar veriyorsunuz…
yine başka bir tabirle, şimdiye kadar tecrübe etmediğiniz, gerçekleşmemiş şeylerin,
gelecekte de gerçekleşmeyeceği kararını veriyorsunuz.


bu insanı ve insan ruhunu küçümsemek demek
şimdiye kadar bu gezegende gerçekleşmeyen,
yarın gerçekleşebilir… insanoğlu gerçekleştirme kapasitesine sahip
neyin mümkün olup, neyin mümkün olmadığı sizin işiniz değil…
bu kainatın işi… buna kainat karar verecek
sen sadece neyi gerçek anlamda istediğine bakmalısın ve
bunun gerçekleşmeşi için çabalamalısın…
ve eğer düşünce sürecin güçlü bir şekilde ve yoğunluğuna zarar verecek,
hiçbir olumsuzluk barındırmıyor ve hiçbir olumsuz düşüncene takılmıyorsa, kesinlikle gerçekleşecektir….
bütün yaradılış ki, modern bilim de bunu ispatlıyor, bir enerji yankılanması,


bir titreşimden ibaret…
aynı şekilde düşünce de bir titreşim…
eğer güçlü bir düşünce oluşturur ve onu (kainata) salarsan,
her zaman gerçekleşecektir.
Genel olarak insanlar dini inançlarını olumsuz
düşüncelerden arınmak için kullanıyorlar


Bugün artık düşünen insan olarak,
inancın derin değil
ne kadar inançlı
olduğunu düşünmenin bir önemi yok
ille bir yerden kuşku kendini gösteriyor.
Zihinlerimiz,
şu an şurada yaradan belirse,
ona teslim olmaz,
onu önce, gerçekten yaradan mı, değil mi diye
soruşturmak, araştırmak ister şekilde çalışıyor.
böyle bir zihinle zamanını inanç konusuna harcamamalısın
buna bir alternatif var:
adanmak


senin için önemli olan ve istediğin şeyi gerçekleştirmek adına kendini adarsan
tekrar ediyorum; düşüncen belli bir yönde
organize olur ki, bu süreçte olur mu olmaz mı
düşüncesi olmaz ve engel kalmaz
düşüncen serbestçe gerçekleştirmek istediğin yönde akmaya başlar… ve bu
bir kez olduktan sonra, düşünce de gerçekleşecektir…
senin için önemli olanı gerçekleştirmek için,
ilk ve en başta gelen istediğin şeyin zihninde gerçekleşmesidir.
“bunun gerçekleşmesini istiyorum”


gerçekten öyle mi buna bakman lazım. çünkü
hayatında bir çok kez, bunu istiyorum dediğin ve gerçekleştiğinde de öyle
olmadığını anladığın ve bir diğeri, daha sonraki ve hayır daha sonraki
hayır bu değil daha sonraki diye aradığın çok oldu.


ne istediğin… ilk önce
bunu keşfetmemiz gerekiyor
istediğimizi bulduktan sonra
ve kendimizi gerçekleşmesine adadıktan sonra
işte bu yönde sürekli bir düşünce akışı başlıyor.
bir kere yönünü değiştirmeden kesintisiz bir düşünce
akışı oluşturabilirsen,
kesinlikle bu düşünce gerçekleşek
yada hayatında gerçek olarak belirecek.
ya bu insanı bir kalpaviksha`ya (dilek ağacı)
dönüşterecek yada
büyük bir karışıklığa ki,
bu her yerde olup durmakta.
Hepimizin içinde yaşamayı isteyeceği
Dünya yı oluşturamamızın
bir nedeni,
çok fazla insanın yukarılara bakmakla meşgul olması,


çok fazla insanın başka gezegenlerle bu gezegenle ilgilendiklerinden
daha fazla ilgileniyor olması,
hayatlarının her alanını diğer gezegenlerle karşılaştırıyorlar ve
devamında çok fazla insan
cennete hizmet etmekle meşgul.
bu Dünya nın hizmetinde değiller.
Cennetin değil, yeryüzünün
hizmetinde olan insanlara
ihtiyacımız olduğunu
düşünüyorum.


Eğer cennet yaradana bizim
olduğumuz yerden daha yakınsa,
bizden daha iyi durumdalar ve bizim yardımımıza ihtiyaçlarının olduğunu
sanmıyorum.


Bu gezegenin ana sorunu bu.
İnsanlık için değerli,
iyi olan, insan hayatının en kıymetli yönleri
maalesef cennete havale edilmiş durumda.
Örneğin; aşk (sevgi) dediğinde,
insanlar “Tanrı sevendir” diye karşılık veriyorlar.
Tanrı ın sevip sevmediğini, bilmiyoruz. Bildiğimiz insanın
sevebilme yetisinin olduğu. Bunu anlamamız çok çok önemli ki, insanın
sevebilme kapasitesi olduğunu,
insanın merhamet edebildiğini,
insanın neşe kaynağı olabildiğini, insanın mutluluk duyabildiğini,
bütün bu iyi özelliklerin insan evladı için mümkün olduğunu, biliyoruz.
Ama maalesef insanın bu iyi yönlerini
cennete ihraç ettik.


Eğer istediğimız Dünya yı oluşturmak istiyorsak,
anlamamız gereken birşey var :
Tanrı diyerek nereye yöneliyorsan yönel,
Tanrı düşüncesi zihinlerimize, etrafımızdaki yaratılmışların farkına vardığımız için düştü.
Yani yaratılmışlardan, yaradana
vardık.
Yaradan büyük bir yaratıcı.
Tanrı olarak yöneldiğin, yaratılmışlığın kaynağı ve bu kaynak
bizi yüzüstü bırakmıyor ve
mükemmel bir iş yaptı.

Çekim Yasası Nasıl Çalışır?


Ama şimdi asıl soru yönetimin nasıl olacağı sorusu.
Eğer yönetimi yaradanın eline bırakırsan,
yaradan kendi ajandasına göre yönetecektir.
Ama bunu istemiyorsun.
İstiyorsun ki, hayat senin istediğin gibi olsun.
Örneğin; burada bulunan herkesin gelecek Dünya şampiyonasına hazırlanan
Hindistan futbol milli takımında olduğunu varsayalım.
Ben de sizin teknik direktörünüz olayım.


Gelecek dört yıl futbol üzerine
bilmeniz gereken herşeyi size öğrettim,
futbol üzerine bildiğim herşeyi size farklı yöntemlerle aktardım.
Maça çıkma günü geldi ve
sahaya çıktınız,
top ayağınıza geldi ve
siz bana bakıyorsunuz…
bu hiç iyi değil. Orada oturmakta olan direktörleri görüyorsunuz
sahada olan sizsiniz, oynamak sizin göreviniz.
Bunun gibi… Yaradan mükemmel bir iş yaptı
ama şimdi burada olan sizsiniz. Sen ve ben… ne istediğimizi ve
nasıl yöneteceğimize biz karar vereceğiz.
Bu Dünyayı nasıl istiyoruz, hangi koşullar içinde
yaşamak istiyoruz, her canlının huzuru yerinde mi?
Bunlara bakmamız gerek.


Hayatlarımızın her devresinde “bu bir olsun ondan sonra tamam mutluyum,
hayatım güzel olacak” diye düşündünüz
ve oraya ulaştığınızda öyle olmadığını idrak ettiniz.
yenisi, yenisi, yenisinin peşinden koştunuz ve bu böyle devam etti
en önemlisi, gerçekten ne
istediğinizi bilmeniz


ne istediğinizi bilmiyorsanız
o zaman birşeyler istemenin ve oluşturmanın zamanı gelmemiş
gerçekten ne istediğine bakarsan
her bir insanın ne istediğine bakarsan
neşe içinde, barış içinde yaşamak
insan ilişkilerinde seven, sevilen ve müşfik olmak istiyor
yada başka tabirle,
her insan kendi içinde ve çevresinde hoşluk arıyor ve memnun olmak istiyor
işte bu hoşluk vücudumuzda vuku bulursa, bunun adına sağlık diyoruz,
zihinlerimizde olduğunda neşe ve huzur diyoruz,
duygu dünyamızda olursa, buna sevgi ve merhamet diyoruz,
enerjimizde olursa buna keyif ve sevinç diyoruz.
insanlık işte bunları arıyor


büroya çalışmaya da gitse,
paralar kazanmak istediğinde, kariyer de yapmak istese,
aile de kurmak istese, barda da otursa,
camide de otursa, hep aynı şeyi arıyor:
kendi içinde ve çevresinde hoşluk…
Madem bunu istiyoruz,
öyleyse bunun adını koyma ve kendimizi buna adamanın zamanı geldi diye düşünüyorum.
yani sen müşfik bir insan,
neşeli,
seven bir insan,
ve huzurlu bir insan olmak istiyorsun.
Peki böyle de bir Dünya istiyor musun?
huzurlu, sevgi dolu, neşeli bir Dünya?
“hayır hayır ben yeşil alan, ekmek istiyorum”
neşeli dediğimizde zaten hepsini kastediyoruz…
Peki, hepsi bu mu?


senin için de, Dünya için de, neşeli, şevgi dolu, huzurlu bir Dünya oluşturmak için,
yapman gereken tek şey,
kendini buna adamak.


Her sabah gününe zihninde bu basit düşünceyle başla,
“Bugün, gittiğim her yere barış, sevgi, huzur, neşe götüreceğim”
Bu sözünü günde yüz kez de bozsan ne olur ki?
Kendini adamış bir insan için, başarısızlık yoktur….
yüz kez düşmüşsen, yüz de ders öğrenmişsindir.
kendini bu şekilde, senin için önemli olan şeyler
için adarsan,
zihnin organize olmaya başlayacak.
bir kez zihnin organize olunca, -nasıl düşünüyorsan öyle de hissedersin- duyguların da
organize olacak… düşüncelerin ve duyguların organize olunca, enerjin de aynı yönde organize olacak.
Düşüncelerin duyguların ve enerjin organize olunca, vücudun da organize olacak.


Bu dörtlü aynı yönde organize olunca,
düşündüğünü gerçekleştirme becerin
olağanüstü olacak ve bir çok açıdan,
bir nevi “yaradan” olacaksın.
Bunu… “yaradan” olduğunu niye söylüyorum?
Hayatının doğasına bir bak.
Eğer bir muz yersen,
dört saat içinde bu muz bir vücuda dönüşmüş olacak.
Senin içinde


hayat yaratan bir makine var…
bu vücudunun oluşmasını sağlayan bir makine
ona bir muz veriyorsun ve o bundan bir insan vücudu “yapıyor”
bir muzu insana dönüştürmek, basit birşey değil
olağanüstü birşey
bu olağanüstü şey senin içinde
bilinçsizce oluyor…


bunu bilinçli olarak yapabiliyor olsaydın,
bilinçli olarak muzu bir insana dönüştürebiliyor olsaydın, sen de bir nevi yaradan olacaktın…
işte sen bundan daha az değilsin
evrim teorisi
maymunu insana milyonlarca yılda dönüştürebildi
sen bir öğleden sonrasında bir muzu bir insana, yada
her neyse yediğin, bir parça ekmeği insana dönüştürebiliyorsun
evet bu yaratılışın kaynağı senin içinde
çalışıp durmakta…


eğer bahsi geçen dört boyutu sırasıyla
zihin, duygu, vücud ve enerjiyi tek yönde kanalize edebilirsen,
yaratılışın kaynağı seninle birlikte demektir
ve oluşmasını istediğin şey zahmetsizce, gerçekleşecektir
bir kez bu şekilde organize olduktan sonra,
artık bir karışıklıktan ibaret değilsin
sen bir‚ kalpavhiksha‘ sın (dilek ağacı)
ve istediğini oluşturma gücün var.
Sistemi istediğimiz doğrultuda organize
etmek ve psikolojik bir karışıklıktan ibaret olmak yerine
kendi kendinizin bir “kalpavhiksha” sı olmak için,
teknikler ve metodlar var.

Çekim Yasası Nasıl Çalışır?


Bu kültür, bu gelenek ve
tüm yoga teknolojisi bundan ibaret;
seni psikolojik bir karışıklıktan
bir “yaradana” dönüştürmekle uğraşıyor.
Bu yaradanı aramakla ilgili değil,
bu bir yaratacı olmakla ilgili
bu ilahi olanı aramakla ilgili değil,
ilahi olmakla ilgili,


çünkü ilahi olarak adlandırdığın,
hayatın kaynağı olan şey, her an seninle birlikte, içinde atmakta…
yoksa bir parça ekmek bir öğleden sonrasında
bir vücuda dönüşemezdi…
yani bir et ve kan parçası olmaktan
bir “yaratıcı”ya dönüşmek için


bununla ilgilenen bir bilim ve bunun
teknikleri, metodları var
hayatın kaynağı olan şey
hayatının her anında içinde çalışıp durmakta…
tek soru,


bu kaynağa, bu boyuta bağlantın var mı, yok mu?
Bahsi geçen dört temel boyutu organize etmek,
senin o kaynağa bağlanmanı sağlayacak.
Bunun tekniği ve metodları var
yoga dediğimiz teknoloji, bilim
işte bununla ilgileniyor;
bir yaratılmış olmaktan bir yaratıcı olmaya dönüştürmekle ilgili

Çekim Yasası Nasıl Çalışır?


Örneğin;
100 yıl önce
eğer
ben böyle bir şeyi (telefon) elime alsam ve
Dünya nın diğer ucunda olan başka biriyle konuşmaya başlasaydım,
bunun bir çeşit
mucize yada benim bir peygamber
yada “oğul” yada yaradanın
kendisi olduğumu düşünürdünüz.


Ama bugün bu sadece
herkesde olan ve herkesin kullandığı bir alet..
Bugün, burada oturup bu aleti
kullanmadan Dünyanın diğer ucunda biriyle konuşuyor olmak,
mucize olurdu.
Bu alet (telefon) gerçekleşti çünkü
insan zihni
bunun gerçekleşmesini istedi.
100 yıl önce kimse bunun mümkün olacağını düşünmedi
ama bugün sıradan birşey
aynı şekilde bir çok şey

Çekim Yasası Nasıl Çalışır?


bugün algı alanımız dışında ama
algı alanımıza girebilir ve
yaratma yeteneğimiz daha da gelişir
ilk iş zihinleri organize etmek
duyguları düzenlemek, sonra vücud
ve enerjiyi organize etmek… bunlar olduğunda
içindeki hayat oluşturan temel kaynakla
bağlantıya geçebileceksin
bu kaynağa bağlandığında, bu kaynağa girişin olduğunda
yaratma gücün de olacak
hayatını ve çevreni istediğin şekilde
düzenleme gücün olacak


işte bu gücü yitirdiğimiz için kendimizi de
çevremizi de karıştırıyor ve bozuyoruz…
eğer gerçek bir yaratıcı gibi
içimizde olan yaratıcı gibi
hayatlarımızı aynı incelikle
ve aynı amaçla organize edebilseydik
bu Dünya ve insanlık
çok farklı bir düzeyde olurdu
benim arzum ve duam her bir insanın
işte içindeki bu
kaynağa bağlantısının olması ki,
burada bir et külçesi gibi değil,
bir yaratıcı gibi yaşayabilsin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir